Yönetim Kurulu Üyemiz Sn. Ziyat KÖPRÜLÜ’nün “Biz Türkmeniz”de yayınlanan yazısı

Yönetim Kurulu Üyemiz Sn. Ziyat KÖPRÜLÜ’nün “Biz Türkmeniz”de yayınlanan yazısı

Sayın Cumhurbaşkanıma Açık Mektup

Ziyat Köprülü

ziyatkoprulu@yahoo.com

Sayın Cumhurbaşkanım;

Zatı-âlilerinizin malumları olduğu üzere Irak Türkleri, uzun yıllardan beri çeşitli haksızlıklara uğramaktadırlar. 2003 yılından sonra bir ferahlığa kavuşacaklarını umarlarken, maalesef beklenen gerçekleşmemiş, gerçekleşmediği gibi bu haksızlıklar giderek artmıştır. Son olarak da halen içinde bulunduğumuz bir Bayrak krizi ve sonrası yasal olmayan bir referandum emri vakisiyle karşı karşıya kalmışlardır.
Türkmenleri hayati bir şekilde etkileyen bu iki gelişme Zatı-alinizce yakından takip edildiğini biliyoruz. Gerek sizin açıklaması ve gerekse Sayın Başbakan ile Sayın Dışişleri Bakanımızın konuyla ilgili ciddi tutumları Türkmenlerin bu var olma ve yok olma meselesinde yüreklerine su serpmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanım;

Son bir hafta içinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ortaya koyduğu tavır memnuniyet verici olup takdire şayandır. Bahse konu iki gelişmenin meşruiyetsizliği hakkında yüce makamınıza detay bilgi arz etmeyi yüksek müsaadelerinizle istirham ederim.

Malumunuz, Kerkük valisinin 14.03.2017 tarihli talimatı ve Türkmen ile Arap üyelerin boykot ettiği Kerkük İl Meclisinin 28.03.2017 tarihli kararıyla Irak Bölgesel Kürt Yönetimi bayrağının resmi kurum ve kuruluşlarda çekilmesi tamamen kanunsuz olup Irak Anayasasına aykırıdır. Çünkü Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Irak’ın üç vilayetinden oluşmaktadır. Bunlar Erbil, Süleymaniye ve Duhok vilayetleridir. Kerkük vilayeti önceden olduğu gibi hal hazırda da Irak merkezi hükümetine bağlıdır. Ayrıca anayasanın 12. maddesinde ‘’Bayrak kanunla düzenlenir’’ dendiğinden, Bayrakla ilgili her husus kararla değil kanunla düzenlenir. Kanunlar ise yasama organı olan Irak Parlamentosu tarafından çıkarılır. Dolayısıyla bölge bayrağının Kerkük ilinin resmi dairelerinde asılması anayasaya külliyen aykırıdır.

Buna istinaden Irak Parlamentosu başkanlığı 30 Mart 2017 tarihli 21. oturumunda anayasaya aykırı bir şekilde alınan Kerkük İl Meclisi kararının iptaliyle ilgili Türkmen milletvekillerinin ortak talebini uygun görmüş ve 02 Nisan 2017 tarihli 22. Oturumunda yapılan oylama sonucunda Kerkük’teki resmi dairelerde ve kamu kuruluşlarında Irak bayrağı dışında başka bir bayrağın asılmaması yönünde oy çokluğuyla bir karar alınmıştır.

Bilindiği gibi Kerkük valisi bu karara uymayacağını açıkladı. Bu da yetmedi Kerkük İl Meclisinin sadece Kürt üyeleri 04 Nisan 2017 tarihinde toplanarak Kerkük’te Irak Bölgesel Kürt Yönetimine katılmak için bir referandum kararı aldı. Anayasanın 140. Maddesine aykırı olan bu kararın alındığı toplantıya Türkmen ve Arap üyeler boykot ederek katılmadılar.

Peki, bu konularla ilgili Irak anayasası ve kanunları ne diyor:

 Her ne kadar Kerkük il Meclisi 11 Mayıs 2003 – 28 Haziran 2004 tarihleri arasında Irak Geçici Koalisyon Yönetimi Başkanı olan L. Paul Bremer’in 2004 yılı 71 nolu kararıyla seçildiyse de Kerkük herhangi bir bölgeye bağlı olmayan illere uygulanan 2008 yılı 21 nolu kanuna tabi illerden olup, Merkezi Hükümetin yasa ve kararlarına tabidir.

 Anayasanın 122. Maddesi herhangi bir bölgeye bağlı olmayan iller hususunda İl Meclislerinin yetkilerini idari ve mali olarak sınırlamıştır. Dolayısıyla İl Meclislerinin siyasi ve egemenlik konusu olan bayrak ve ayrılma hususunda karar alma yetkisi yoktur.

 Irak Parlamentosunun 02 Nisan 2017 tarihinde Kerkük ile ilgili almış olduğu karar, 2008 yılı 21 nolu (Değişik:2010) İl Meclisleri kanununun 20. Madde hükümlerine uygundur. Bu madde Parlamentoya, bir İl Meclisinin Anayasa ve kanunlara aykırı aldığı herhangi bir kararı iptal etme yetkisi vermiştir. Aynı zamanda, anayasa ve kanunlara aykırılıktan dolayı İl Meclisini feshetme veya İl Valisini görevden alma yetkisini de vermiştir.

 Irak anayasasında söz konusu 140. Madde Kerkük ilini çekişmeli araziler dahilinde zikretse de, bu çekişmenin veya anlaşmazlığın giderilmesini anayasada üç aşamalı şartın gerçekleşmesine bağlamıştır. Bu şartlar (Normalleştirme, Sayım ve Referandum) olarak belirlenmiştir. Ayrıca bunların gerçekleştirilmesini bir süreyle sınırlandırmıştır. Anayasanın 140. maddesinin ikinci bendi, halkın iradesini ortaya koyan ve aşamaların sonuncusunu teşkil eden REFERANDUM ile biten aşamalar için en geç 31 Aralık 2007 tarihini tespit edip sınırlandırmıştır. Sürenin üzerine yaklaşık 10 yıl geçmesine rağmen henüz ilk aşama olan normalleştirme tamamlanamamıştır. Dolayısıyla şarta bağlanan anayasanın 140. Maddesi geçerliliğini yitirmiştir.

 Kerkük İl Meclisinin 04 Nisan 2017 tarihinde aldığı Referandum kararı her türlü halde anayasaya aykırıdır. Şöyle ki :
• Anayasanın 140. Maddesi 2007 yılı sonu itibarıyla geçerliliğini yitirmiştir.
• Anayasanın 140. Maddesi geçerliliğini yitirmediğini farz etsek bile, ilk iki aşama (Normalleştirme ve Sayım) tamamlanmadan referandum kararı almak yine anayasaya aykırıdır.
• Bu karar ayrıca 2008 yılı 36 nolu İl, İlçe ve Kasaba Meclisleri Seçimi Kanununun 23. Maddesinin ‘’Seçimler yapılana dek Kerkük ili statüsünün anayasada zikredildiği şekilde devam edecek’’ ibaresini içeren 5. fıkrasına da aykırıdır.

Bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1500 sayılı kararıyla 14.08.2003 tarihinde kurulan ve 2007 yılında 1770 sayılı karar gereği rolü genişleyen çekişmeli araziler sorununu çözme konusu dahil Irak hükümetine yardım amacıyla görev yapan Birleşmiş Milletler Irak’a Yardım Misyonu (UNAMI) da bu karardan endişe duyduğunu açıklamış ve Irak hükümetinin, anayasaya göre Kerkük ilinin merkezi hükümete bağlı olduğunu Irak bayrağı dışında başka bir bayrağın asılamayacağını açıkladığını ifade etmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanım;

Yukarıda zikredilen gelişmeler ve haksızlıklar tabii ki bu kadarla sınırlı değildir. Ancak, bu gelişme ve menfi davranışların üzerinde önem ve hassasiyetle durulması gerekmektedir. Zira, bu gelişmelerin neticesi, Irak’ı belli bir yapıya göre parsellemek ve kurulacak Kürt devletinin yaşamsal kaynaklarını temin etmek olacaktır. Yani amaç; Kerkük, Musul gibi ekonomik ve stratejik önemi haiz bölgeleri kendi kontrolleri altına almaktır.

Geçtiğimiz 14 yılı zarfında Kerkük’e yönelik gerçekleştirilen nüfus kaydırma işlemleriyle sayıları 600 bini aşan Kürt göçmeni şehrin demografik yapısını iyice lehlerine çevirmiştir. Artık durum dönülmesi çok zor bir aşamaya gelmiştir. Kerkük’ü tekrar eski haline getirmek ve önceki yapısına geri döndürmek ne yazık ki imkânsız gibidir. Ancak, hiç olmazsa durumun daha da kötüye gitmesini önlemeliyiz. Son yıllarda gelişen olaylar maalesef, Türkiye Cumhuriyeti’nin Irak’ta bir İran kadar etkin olamadığını ortaya koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti bu hassas bölgede mutlaka yaptırım gücüne sahip bir ülke olmalıdır. Şayet durum böyle giderse, gerek oradaki Türkmenler, gerekse Türkiye açısından çok büyük kayıplar yaratabileceği hepimizce malumdur. Zati-alinizin bu olumsuz gelişmelerin farkında olduğundan dolayıdır ki MGK toplantısını öne çekmiş bulunuyorsunuz. Kısacası, bir takım tepkiler sadece sözle yansıtılmamalı, zamanı geldiğinde ivedilikle eyleme dönüştürülmelidir.

Irak Türkmenleri çok hayati bir aşamadan geçmektedirler. Irak’taki diğer guruplarla karşılaştırılırlarsa her bakımdan orantısız bir güce sahiptirler. Konuyla ilgili Milli Güvenlik Kurulundan çıkacak karar çok iyi düşünülmeli ve her yönüyle tartılmalıdır. Kararın caydırıcılık gücü olmadıkça Türkiye Cumhuriyetini iki önemli sonuçla karşı karşıya getireceği bilinmelidir. Birincisi, özel olarak Irak Türkmenlerini ve genel olarak da Türkiye’ye umut bağlayan diğer mazlum toplulukları büyük bir hayal kırıklığına uğratacağı gibi Türkmenlerin ölüm kalım mücadelesinde bile kimsesiz olduklarını ortaya koyup güvenlerini tamir edilemeyecek derecede sarsacaktır. İkincisi ise yıllardan beri Türkiye korkusuyla bir takım konuları yüksek sesle dillendiremeyen karşı tarafı daha da cesaretlendirecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çıkarlarına ve güvenliğine helal getirecek kararlar almasını sağlayacaktır.
Bu durum muvacehesinde; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası ve selameti ile Irak’ta bulunan milli çıkarları ve soydaşlarının korunması, bölgede fiilen bulunmayı gerektirmektedir. Türk Devleti yetkili mercilerinin geçen bu sürece rağmen, Türk gücünün bölgede nasıl varlık gösterebileceği hususunun yeniden irdelenmesi bizce bir zaruret halini almıştır.
En derin saygı ve takdirlerimi arz ederim.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.