Türkmenlerin Hak ve Statüleri

Türkmenlerin Hak ve Statüleri

Bu bölümde Irak’ta yaşayan Türkmenlerin mevcut yapı içindeki statüleri ile meşru ve müktesep haklarını anlatmaya çalışacağız. Bunu anlatırken bir hususu belirtmeden geçmeyeceğim, Türkmenlerin isteklerini somutlaştırarak Irak Yönetimlerinden talepte bulunduklarına dair elimizde herhangi bir belge yoktur. Buna mukabil uğradıkları haksızlıklar ve taleplerini Türkiye’ye iletmeyi tercih etmişlerdir. Takip edilecek doğal prosedür ise, önce hakları verecek olan Irak Yönetimlerinden talepte bulunmaktır. Bu talepler bilgi veya takibi için Türkiye ve ilgili ülkeler ve BMGK’nın daimi üyeleri gibi ülkelere iletilir. Bu yönde herhangi bir yönlendirmenin de olmadığı anlaşılmaktadır.

Mevcut Yapı

Asrın başında Irak’ta mütecanis (Homojen) bir halk ve siyasi manada bir topluluk yaşamamaktaydı. Çeşitli topluluklar yan yana veya iç içe yaşamaktaydı. Ancak halklar veya mezhep grupları arasında kayda değer bir anlaşmazlık veya çatışma yaşanmamıştır. Irak’da yaşayan başlıca unsurlar ise:

· Araplar

· Kürtler

· Türkmenler

· Süryaniler

· Acemler (Farisiler)

· Yahudiler

· Ermeniler

· Yezidiler

· Sabialar (Subbiler)

Bu ana topluluklar bünyesinde çeşitli unsurlar veya alt kimlikler barınmaktadırlar. Örneğin en büyük topluluk olan Araplar, Bedeviler (Kabileler) ve şehirliler olmak üzere iki farklı kimlik arz etmektedir. Ayrıca Araplar arasında mezhep, bölge ve kabile farklılığı da önemlidir. Kürtler ise, Bahdinan (Kırmanç) ve Soran olmak üzere iki farklı topluluk ve bunlara bağlı aşiretler (Kabileler) ve şehirliler olmak üzere çeşitli farklılıklar arz etmektedir.

Süryaniler bile üç gruptur. Asuriler, Kildaniler ve Aramiler. Bu anlatımda amacımız Irak’ın gerçek etnik yapısını ortaya koyarak çözüm arayışlarına yardımcı olmaktır. Öteden beri savunduğumuz tez; Irak’ın meselelerinin çözümü birbirine bağıntılıdır. Irak’ta çözümün bir topluluğa münhasıran olması iç barışın sağlanmasına katkıda bulunmayacağı gibi yeni sorunları ve çatışmaları da beraberinde getirecektir.

Irak’ta Türkmenler, Kuzey’de Telafer’den başlayarak Bağdat’ın güney batısında Mendeli kasabasına kadar uzanan şerit üzerinde yaşamaktadırlar. Ancak Türkmen şeridi süreklilik arz etmemektedir, araya Arap ve Kürt unsurlar girmektedir

Düşünülecek çözüm modeli, gerçekçi olması bakımından, başka gerekçeleri göz önünde bulunduracağı gibi, bu gerçeği de göz önünde bulundurmalıdır.Yukarıda anlatılan farklılıklar Türkmenler arasında amaç birliğini gerçekleştirmeyi de güçleştirmektedir. Öbek öbek yaşayan Türkmenlerin çıkarlarının farklı olması tabiidir. Buna misal olarak Erbil’de yaşayan Türkmenler, Kürtlerle birlikte yaşamayı tercih ederken, Kerkük ve diğer bölgelerde yaşayan Türkmenler, merkezi yönetimin idaresi altında yaşamayı tercih etmektedirler.

Lozan ve Ankara Anlaşmaları

Lozan anlaşması ve 1926 Ankara anlaşmaları, Türkmenlerle ilgili herhangi bir hüküm içermemektedir. Bu nedenle Türkmenler sıradan bir Irak vatandaşı muamelesi görmektedirler. Müzakereler sırasında, Türkmenlerin statüleri ve hakları ile ilgili Türk tarafının görüş ve önerileri de olmamıştır.

Türkmen Hakları

Irak bir mozaikler ülkesidir. Her etnik topluluğun alt kimlikleri bulunduğu bir gerçektir. Bu yüzden çözüm bütünlük arz etmektedir. Tercihen bir paket şeklinde olmalıdır.

Irak’lı yöneticiler ise, bu gerçeği hiçbir zaman göz önünde bulundurmadılar.

Toplulukları eritme ve asimile etme yolunu seçtiler. Irak yönetimleri tarihin en korkunç jenosit ve diskiriminasyon suçlarını işlemişlerdir.

İngilizler Irak’ı işgal ettiklerinde en sert muhalefeti Şiiler ve Türkmenlerden gördüler. Necef ve Kerbela’da bulunan Şii Ulemalar, gidenin Müslüman, gelenin ise Gayri Müslim olduğu yönünde fetvalar verdiler. Fetvalar kısa sürede etkisini göstererek Haziran 1920’de Irak’ta büyük bir isyan patlak verdi. İsyan genellikle Şii ve Türkmen bölgesinde odaklaştı ve bu iki kesim açıkça Osmanlı ve Türk taraftarı olduklarını belli ettiler. İsyanın önemli merkezlerinden Telafer, Anadolu’ya yakın olmasından dolayı, Ankara Hükümeti ile isyancıların temasını sağlıyordu. Bu durum İngilizleri rahatsız ediyordu.

Irak’ı yönetemeyeceklerini anlayan İngilizler, Iraklılardan oluşan bir hükümet kurma yoluna gittiler. 11 Ekim 1920’de ilk Irak Hükümeti kuruldu ve alelacele Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu Faysal Irak’a getirildi. 23 Ağustos 1921’de taç giydirilerek Irak Kralı ilan edildi. Yeni hükümet, İngilizlerle Irak aleyhine çok ağır şartlar içeren yirmi yıl süreli bir anlaşma imzaladı. Yeni Irak Devletinin temel politikası, 1920’de isyanın iki ana unsuru olan Türkmen ve Şiileri sistemin dışına itmek olmuştur. Bunda elbette ki Kerkük ve Musul ihtilafının da payı vardır. Bu politika günümüze kadar da devam etmektedir. Kasım 1996’da Kuzey Irak’ta çarpışan iki Kürt grubunu barıştırmak maksadı ile Ankara’da yapılan toplantılara Türkmenlerin katılması ve oluşturulacak Barış İzleme Gücü’nün, Türkmenler ve Asurilerden oluşmasına sıcak bakan Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Celal Talabani’ye, Saddam Hüseyin tehdit mektubu göndererek sert bir şekilde uyarmıştır. Mektupta hiç alakası olmamakla birlikte Şiilere de atıfta bulunarak, bu iki unsurdan uzak durulmasını talep etmiştir. “Bunlar bizim yasaklarımızdır, bu yasakları aşarsanız sonuçlarına da katlanırsınız” demiştir. Sosyalist ve Arap Milliyetçisi olduğunu iddia eden Saddam ve Baas Partisi, İngilizlerden devraldıkları bu kötü mirasa sıkı sıkıya bağlı olduklarını ispat etmişlerdir.

Irak’ta ilk kurucu meclis, 27 Mart 1924’te ilk toplantısını yapmıştır. Kurucu meclisi iki önemli görev beklemekteydi. İlki Irak-İngiliz Anlaşmasını onaylamak, ikincisi ülkenin Anayasasını ve tabii ki seçim yasasını hazırlamaktı. Kurucu Meclis hazırlanan Anayasayı 10 Temmuz 1924’de kabul etti. Anayasa 21 Mart 1925’te Kral tarafından tasdik edilerek yürürlüğe girdi.

1925 Anayasası Irak’ın ilk anayasasıdır. Krallık döneminde kabul edilen veya tadil edilen Anayasalarda, Türkmenler ve diğer etnik grup ve milliyetlerle ilgili hiçbir hükme yer verilmemiştir. 1958 ihtilalinden sonra kabul edilen geçici Anayasanın üçüncü maddesi, Kürt varlığını kabul ederken, yine Türkmenlerden bahsetmemektedir. İsim verilmeden azınlıkların haklarının güvence altında olduğu yazılmaktadır.

24 Ocak 1970 Kültürel Haklar Kararı

Irak’ta Türkmenlerin varlığını kabul eden ve Türkmenlere bazı haklar tanıyan iki önemli belge bulunmaktadır. Birincisi 24 Ocak 1970 tarihli Devrim Komuta Konseyi kararıdır. Türkmen Vatandaşların Kültürel Hakları adı altındaki kararname yedi maddeden oluşmaktadır. İlk üç madde Türkmence eğitim ile ilgilidir ve ilk okullarda Türkmence Eğitimi öngörmektedir. Geri kalan dört madde ise, Kültürel Haklarla ilgilidir. Türkmen Şair ve Edebiyatçılar Birliği ile Kültür Bakanlığı’nda Türkmen Kültür Müdürlüğünün kurulması, Türkmence haftalık bir gazete ve aylık bir derginin çıkarılması öngörülmektedir. Türkmence eğitimi ile ilgili maddeler, iki sene kısmen uygulandıktan sonra askıya alındı. Diğer dört madde ise, kısmen de olsa günümüze kadar uygulanmaktadır.

İki önemli belgeden ikincisi, Irak Devleti’nin 1932 yılında Milletler Cemiyeti’ne üyelikten önce hazırlamak zorunda kaldığı ve Başbakan Nuri Said imzası ile yayınladığı deklarasyondur.

IRAK KRALLIĞININ DEKLARASYONU

Irakta Manda Rejiminin Bitimi Münasebetiyle Kanun

I. Bölüm

1- Madde

Bu bölümde ifade edilen taahhütler Irak’ın temel kanunları olarak kabul edilmiştir ve hiçbir kanun, tüzük ve resmi hareket bu maddelerle çelişemez veya bunlara karşı olamaz, hiçbir kanun, tüzük ve resmi hareket şimdi veya ileride bunların üstüne geçemez.
2- Madde

Doğum, milliyet, dil, ırk ve din ayrımı olmaksızın Irak’ta yaşayan bütün insanların hayat ve hürriyetlerinin korunması taahhüt edilecektir.
Irak’ta yaşayan bütün insanlar, kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı düşmemeleri şartıyla, yalnız ve grup halinde, benimsedikleri herhangi bir inanç, din veya felsefeye ibadet etme hakkına sahiptir.
3- Madde

Irak’ta 6 Ağustos 1924’te yaşamlarını sürdürmekte olan Osmanlı tebası, bu tarihte, Lozan Barış Antlaşması’nın 30. maddesi ve 9 Ekim 1924 tarihli Irak Vatandaşlık Kanunu’nun koyduğu şartlara bağlı olarak Osmanlı vatandaşlığından çıkarak Irak vatandaşlığını kazanmış addedileceklerdir.

4- Madde

Bütün Irak vatandaşları kanun önünde eşit olacaktır. Irk, dil ve din ayrımı olmadan aynı medeni ve siyasi haklardan faydalanabileceklerdir.
Seçim sistemi Irak’taki bütün ırk, dil ve din azınlıklarının eşit olarak temsil edilebilmelerini garanti edecektir.
Irk, dil ve din farklılıkları hiçbir Irak vatandaşının medeni ve siyasi haklarını (kamu görevleri alma, fonksiyonlar ve ödüllendirilme, mesleki ve endüstriyel faaliyetler) engelleyemez.
Herhangi bir Iraklının herhangi bir dille serbestçe özel görüşmelerde bulunmasına, ticari, dini ve her türlü basın yayın faaliyetlerine ve genel toplantılar yapmasına sınırlama getirilemez.
Arapça’nın Irak Hükümetinin resmi dili olması ve Irak Hükümetinin yaptığı özel düzenlemelere aykırı olmamak suretiyle, bu deklarasyonun 9’ncu maddesinde ifade edilen Kürtçe ve Türkçe’nin kullanımı ile ilgili olarak ana dili resmi dilin dışında olan bütün Irak vatandaşlarına mahkemelerde kendi dillerini yazılı ve sözlü olarak kullanabilmelerine gerekli imkanlar sağlanır.
5. Madde

Irk, din ve dil azınlıklarına mensup Irak’taki milliyetler kanun önünde ve pratikte diğer Irak milliyetleri ile aynı emniyet ve davranışa layıktırlar. Özellikle kendi kazançlarını idame, idare ve kontrol etme veya gelecekte kendi dillerini kullanıp, kendi dinlerinin gereğini icra edebilecekleri, hayır, dini ve sosyal enstitüler, okullar veya diğer eğitim kurumları kurma hakları vardır.

6-Madde

Irak Hükümeti, Müslüman olmayan azınlıkların şahıs hakları ve aile hukuku konularındaki problemlerinin, bu azınlıkların bağlı bulundukları toplulukların gelenekleri uyarınca çözümlenebilmesine uygun tedbirleri almayı taahhüt eder.

Irak Hükümeti bu tedbirlerin ne surette uygulandığı hususunda Milletler Cemiyeti Konseyi’ni bilgilendirecektir.

7- Madde

Irak Hükümeti Irak’ta mevcut dini azınlık cemaatlerine ait kiliselerin, sinagogların, mezarlıkların ve diğer dini kuruluşların, hayır ve vakıf müesseselerinin tesislerini ve yetkilerini garanti eder.
Bu toplulukların her biri önemli yönetim merkezlerinde hayır kurumlarını ve vakıf müesseselerini idare etmek üzere kurullar oluşturma hakkına sahiptir. Bu kurallar buralar için gelir temin etmeye ve vakıfın isteği ve cemaatin gelenekleri doğrultusunda harcamalarda bulunmaya yetkilidirler. Bu topluluklar ayrıca kanunlara uygun olarak yetimlerin mallarına nezaret etmeye yetkilidirler. Yukarıda belirtilen bu kurallar Hükümetin kontrolü altında olacaklardır.
Irak Hükümeti bu çerçevede yeni dini ve hayır müesseselerinin kurulmasını ve mevcut olanlara gerekli ek tesislerin yapılmasını reddetmeyecektir.
8- Madde

Ana dili resmi lisan olmayan Irak vatandaşı insanların belli bir nispette olduğu şehir ve ilçelerdeki eğitim düzeni içerisinde, Irak Hükümeti, bu toplulukların çocuklarına ilkokullarda kendi dillerinde eğitim görebilmelerine imkan sağlar; bu imkan sağlama Irak Hükümeti’nin mezkur okullarda Arapça’yı mecburi dil tutmasına mani teşkil etmez.
Irk, din ve dil azınlıklarına mensup Irak vatandaşlarının belirli bir nispette bulunduğu şehir ve ilçelerde, bu azınlıkların, Devletin, belediyenin veya diğer bütçelerin eğitim, dini veya hayır maksatlı fonlarında toplanan miktardan eşit bir şekilde faydalanabilmeleri garanti edilecektir.
9- Madde

Irak, Musul, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye livalarındaki nüfusun büyük çoğunluğunu Kürt ırkının teşkil ettiği kazalarda resmi dilin Arapça ile birlikte Kürtçe olmasını garanti eder.Bununla birlikte, nüfusun çoğunluğunun Türkmen ırkından olduğu Kerkük livasına bağlı Kifri ve Kerkük kazalarında, resmi dil Arapça ile birlikte Kürtçe veya Türkçe olacaktır.
Irak mezkur kazalarda makul bir miktar istisnalar hariç olmak üzere devlet memurlarının her ihtimale karşılık yeterince Kürtçe veya Türkçe bileceklerini garanti eder.
Her ne kadar işbu kazalarda memurların seçiminde ölçü Irak’ın diğer taraflarında olduğu gibi ırktan ziyade yeterlilik ve dil bilgisi olacak ise de, Irak, memurların şimdiye kadar olduğu gibi mümkün olduğu kadar mezkur kazalardaki Iraklılardan seçileceğini de taahhüt eder.
10- Madde

Irk, din veya dil azınlıklarına ait bu deklarasyonda yer alan maddelerdeki taahhütler uluslar arası yükümlülüklerdir ve Milletler Cemiyeti’nin garantisi altında olacaktır. Bunlar, Milletler Cemiyeti Konseyi’nin çoğunluğunun muvafakati olmaksızın değiştirilemeyecektir.

Konseyde temsil edilen Milletler Cemiyeti temsilcilerinden herhangi bir üye Konseyin dikkatini herhangi bir kural ihlali veya bu taahhütlerin herhangi birinin ihlali tehlikesine çekebilir; bunun üzerine Konsey tedbirler alır ve bu durumlara müessir ve uygun direktifler verir.

Irak ile Konseyde temsil edilen herhangi bir Milletler Cemiyeti üyesi arasında, bu maddelerin dışında veya bir hukuk meselesi olarak ortaya çıkan herhangi bir görüş farklılığı, Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 14’ncü maddesi mucibinde uluslararası karakterde bir anlaşmazlık olarak değerlendirilebilecektir. Taraflardan birinin talebi durumunda bu şekilde herhangi bir anlaşmazlık Daimi Uluslararası Mahkemeye havale edilecektir. Buranın kararı nihaidir ve Milletler Cemiyeti sözleşmesinin 13’ncü maddesi mucibinde aynı derecede kuvvetli ve yaptırım gücüne sahiptir.

II. Bölüm

11- Madde

1-Karşılıklı olarak, Irak’ın Milletler Cemiyeti üyeliğine giriş tarihini takip eden on yıl müddetince, Irak Milletler Cemiyeti üyelerine, en fazla itibara şayan ülke muamelesi yapmayı taahhüt eder.

Bununla beraber, Milletler Cemiyeti’nin herhangi bir üyesinin aldığı kararlar veya yukarıda bahsedilen tarihte yürürlükte olan ya da takip eden paragrafta tasarlanan zaman sürecinde alınan karalar, Irak ile Milletler Cemiyeti üyesi arasındaki ticari dengeyi Irak’a zarar verecek şekilde bozucu olursa ve Irak’ın başlıca ihracat mallarını ciddi şekilde etkilerse, özel durumu sebebi ile dengenin düzeltilmesi için Irak, Milletler Cemiyeti’ne hemen müzakere açmak için talepte bulunma hakkına sahiptir

Müracaatı takip eden üç ay içerisinde görüşmelerde herhangi bir anlaşmaya ulaşılamazsa, Irak ve aynı şekilde ihtilaflı olduğu Milletler Cemiyeti üyesi ülke, yukarıdaki alt paragrafta ifade edilen mesuliyetlerden kendisini muaf kabul ettiğini beyan eder.

2-Yukarıda birinci paragrafta ifade edilen taahhütler, Irak tarafından sınır komşusu bir ülkeye karşı sınır trafiğini kolaylaştırmak maksadıyla uyum sağlama durumunda veya gümrük birliği için Irak’ın anlaşması halinde doğabilecek avantajlara tatbik edilemez. Bu taahhütler, Türkiye’nin veya 1914’te Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya’daki topraklarında var olan herhangi bir ülkenin ürünü olan mallar için Irak’ın sağladığı özel gümrük avantajlarını da kapsamaz.

12- Madde

Iraklılara ve yabancılara değişmez bir hukuk sistemi sunulacaktır. Bu sistem, Irak vatandaşlarının ve yabancıların haklarını tam olarak kullanabilmeleri ve korumalarını sağlayabilecek yaptırım gücüne sahip olacaktır.

Halen yürürlükte olan ve Mandatör Güçler ile Irak arasında 4 Mart 1931 tarihinde imzalanan antlaşmanın 2’nci, 3’ncü ve 4’ncü maddelerine dayanan hukuk sistemi, Irak’ın Milletler Cemiyeti üyeliğine girişinden itibaren 10 yıllık bir süre içinde değiştirilmeden kalacaktır.

Mezkur anlaşmanın 2. maddesinde yer alan yabancı hukukçuların görevlendirilmeleri için ayrılmış yerlere tayinleri, Irak Hükümeti tarafından yapılacaktır. Bu görevlere tayin edilecek hukukçular olacaktır; bunlar hiçbir milliyet ayrımı güdülmeden seçilmiş ve yeterli vasıflara haiz olmalıdır.

13-Madde

Irak kendisini, kendisini, kendi inisiyatifi ile veya Irak adına Mandatör güçlerin akdettikleri kendisinin taraf olduğu bütün genel veya özel uluslar arası anlaşmalar ve mukaveleler ile bağlı kabul etmektedir. Tenkit etme hakkı saklı kalmak üzere bu tip anlaşmalar ve hükümler Irak tarafından yürürlükte oldukları müddet zarfında uygulanacaktır.

14- Madde

Irak, 15 Eylül 1925 tarihli Milletler Cemiyeti Konseyi’nin kararlarını dikkate alacaktır.

Irak, şahısların, grupların veya tüzel kişiliklerin bütün haklarını, manda rejiminin bitiminden evvel her ne surette ortaya çıkmış olursa olsun, koruyacağını ilan eder.
Irak, manda döneminde Mandatör güçlerin kendisi adına kabul ettikleri bütün mali yükümlülükleri her halükarda yerine getireceği ve kabul edeceğini taahhüt eder.
15-Madde

Irak kamu düzeni ve genel ahlakın korunmasındaki temel ölçüler çerçevesinde, sınırları dahilinde vicdan, dini ibadet ve bütün inançların eğitim ve tıbbi faaliyetlerini ifa etme hürriyetini, bu misyonlar veya üyeleri hangi milliyetlerden olursa olsunlar garanti etmeyi taahhüt eder.

16-Madde

Bu kısımdaki şartlar uluslararası yükümlülüklere aittir. Milletler Cemiyeti’nin herhangi bir üyesi, bu şartlara uymayan bir hususu Konsey’in dikkatine sunabilir. Irak ile Milletler Cemiyeti Konseyi arasında yapılacak bir anlaşma çoğunluk oyuyla kabul edilmedikçe bu hususlarda bir değişiklik yapılamaz.

Bu şartların tatbikatı konusunda Irak ile Konsey’de temsil edilen herhangi bir Milletler Cemiyeti üyesi arasında ortaya çıkacak herhangi bir görüş farklılığı, bir üyenin müracaatı ile Daimi Uluslar arası Hukuk Mahkemesi’nin kararına sunulur.

Bağdat’ta 1932 Mayıs’ının otuzuncu günü yapılmıştır.

Bir örneği Milletler Cemiyeti Sekreterliği arşivinde muhafaza edilecektir.

(İmza)

Nuri Said

Irak Başbakanı

Irak’ta Manda Rejiminin Sona Ermesi Münasebeti ile Kanun

Bu belge Irak Devleti’nin resmi kuruluş bildirgesidir. Irak Milletler Cemiyeti’ne üyelik müracaatına bu belgeyi eklemiştir. İçerdiği hükümlere sadık kalacağını taahhüt etmiştir.

Bu belgede Türkmenlerin varlığı ilk defa ve resmen kabul edilmekte ve kendilerine geniş haklar tanınmaktadır. Ne yazık ki ne Türkmenler, ne de Türk Dışişleri Bakanlığı son zamanlara kadar bu önemli belgenin varlığından dahi haberdar olmamışlardır.

Deklarasyon iki bölümden ibarettir. Birinci bölüm 10 maddeden oluşmaktadır. Bu bölüm azınlıkların hakları, temel insan hak ve özgürlükleriyle ilgili taahhütleri içermektedir. İkinci bölüm ise, devletlerarası ilişkiler, Irak’ın Milletler Cemiyetine girişi, üyeliği ile ilgili ve benzeri taahhütlerdir.

Birinci bölümde en önemli husus birinci maddedir. Madde şöyledir:

Bu bölümde ifade edilen taahhütler Irak’ın temel kanunları olarak kabul edilmiştir ve hiçbir kanun, tüzük ve resmi hareket bu maddelerle çelişemez veya bunlara karşı olamaz, hiçbir kanun, tüzük ve resmi hareket şimdi veya ileride bunların üstüne geçemez. Bu madde diğer maddeler açısından çok önemlidir.

Deklarasyon, din, vicdan ve ibadet özgürlüğünü güvence altına almakta, vatandaşlar arasında din, dil ve ırk ayrımı yapmamayı taahhüt etmektedir. Herkese kendi dilinde eğitim, öğretim hakkı tanımaktadır. Irak vatandaşlarına diledikleri dilde özel görüşme ve her türlü basın yayın faaliyetlerinde bulunma hakkı tanımaktadır. Ayrıca azınlıklara vakıf, dernek ve araştırma enstitüleri kurma hakkı verilmektedir. Deklarasyon, Türk dilini resmi dil olarak kabul etmektedir. Mahkemeler dahil, Türkmenlerin yaşadıkları yerleşim merkezlerinde Devlet dairelerinde Arapça’nın yanında Türkçe’nin de kullanılmasına müsaade edilmektedir.

Üçüncü maddenin beşinci fıkrası ise aynen şöyledir:

Arapça’nın Irak Hükümeti’nin resmi dili olması ve Irak Hükümetinin yaptığı özel düzenlemelere aykırı olmamak suretiyle, bu deklarasyonun 9.maddesinde ifade edilen Kürtçe ve Türkçe’nin kullanımı ile ilgili olarak ana dili resmi dilin dışında olan bütün Irak vatandaşlarına, mahkemelerde kendi dillerini yazılı ve sözlü olarak kullanabilmelerine imkan sağlar.

Sekizinci maddenin birinci fıkrası da şöyledir:

Ana dili resmi lisan olmayan Irak vatandaşı insanların belli nispette olduğu şehir ve ilçelerde eğitim düzeni içerisinde Irak Hükümeti, bu toplulukların çocuklarına ilkokullarda kendi dillerinde eğitim görebilmelerine imkan sağlar. Bu imkan sağlama, Irak Hükümeti’nin mezkur okullarda Arapça’yı mecburi dil tutmasına mani teşkil etmez. Yine sekizinci maddenin ikinci fıkrası, azınlıkların bütçeden ve fonlardan yararlanmalarını öngörmektedir.

Dokuzuncu maddenin birinci ve ikinci fıkrası ise:

Birinci fıkranın ikinci bölümü: Bununla birlikte, nüfusun çoğunluğunun Türkmen ırkından olduğu, Kerkük livasına bağlı Kifri ve Kerkük kazalarında, resmi dil, Arapça ile birlikte Kürtçe veya Türkçe olacaktır. Irak mezkur kazalarda makul bir miktar, istisnalar hariç olmak üzere devlet memurlarının her ihtimale karşılık yeterince Kürtçe veya Türkçe bileceklerini garanti eder.

10.madde ise deklarasyonda yer alan maddelerin Milletler Cemiyeti’nin garantisi altında olduğunu vurgulamaktadır. Cemiyet Konseyi’nin çoğunluğunun muvafakati olmadan hiçbir maddenin değiştirilemeyeceğini Irak Yönetimi taahhüt etmektedir. Böylece resmi ve çok önemli bir belgede, Türkmenlerin varlığı ve temel hakları kabul edilmiştir.